Ana Sayfa/Çalışma Alanları/Sözleşmeler Hukuku
07 / 07

Sözleşmeler Hukuku

Sözleşmeler hukuku, tarafların ticari ilişkinin şartlarını nasıl kurduğunu, yükümlülük ve riskleri nasıl paylaştırdığını ve sözleşmeye aykırılığın hangi sonuçları doğuracağını düzenlemektedir. Karşı tarafça hazırlanan sözleşmelerin incelenmesi, sözleşme müzakereleri, risk ve sorumluluk hükümlerinin kurulması ile sözleşmenin uygulanması ve sona ermesinden doğan uyuşmazlıklarda çalışmaktayız.

Kapsam
Bilgi Bankası

Sözleşme kurulurken

  • Karşı taraf bize imzalanmaya hazır bir sözleşme gönderdi; metinde hangi hükümler sonradan beklemediğimiz bir risk doğurabilir?

    Karşı tarafın gönderdiği sözleşmede asıl risk çoğu zaman kimin ne yapacağını anlatan maddede değil, işler planlandığı gibi gitmediğinde ne olacağını düzenleyen hükümlerde ortaya çıkmaktadır. Sorumluluğun hangi tutarla sınırlandığı veya tamamen kaldırıldığı, gecikme ve temerrüdün sonucu, cezai şartlar, fesih sebepleri, teminat ve garantilerin ne zaman devreye girdiği ile uyuşmazlığın hangi hukuka ve hangi yargı veya tahkim düzenine tabi olduğu, taraflar arasındaki ekonomik riski paylaştıran hükümlerdir.

    Sözleşmenin bir konuda susması da nötr bir sonuç doğurmaz. Tarafların düzenlemediği alanı kanunun tamamlayıcı hükümleri doldurur ve bunun sonucu tarafların ticari ilişkide varsaydığı çözümden farklı olabilir. Bu nedenle metindeki hüküm kadar, sözleşmede hiç karşılığı bulunmayan riskler de önem taşımaktadır.

    Karşı tarafın kullandığı standart taslağın kendi ticari modelini ve kendi risklerini esas alması doğaldır. Bu, taslağın haksız olduğu anlamına gelmez; ancak yükümlülüklerin iki taraf arasında nasıl dağıtıldığı, ihlal gerçekleştiğinde zararın, gecikmenin ve çıkış maliyetinin hangi tarafta kaldığında görülmektedir.

  • Sözleşmeyi henüz imzalamadık ama teklif, sipariş, e-posta veya fiilî uygulamayla işe başladık; yine de bağlayıcı bir sözleşme doğmuş olabilir mi?

    Sözleşmeler kural olarak belirli bir şekle bağlı değildir; tarafların birbirine uygun iradelerini açık veya örtülü biçimde ortaya koymalarıyla kurulur. Bu nedenle imzalı tek bir metin bulunmasa da kabul edilen teklif, verilen sipariş, işe başlanması, teslimin kabul edilmesi veya tarafların davranışları bağlayıcı bir sözleşme ilişkisinin kurulduğunu gösterebilir. Kanunun geçerlilik şekli aradığı sözleşmeler ile tarafların kendi aralarında belirli bir şekli geçerlilik şartı olarak kararlaştırdığı durumlar bunun dışındadır.

    Asıl sorun çoğu zaman sözleşmenin varlığından çok içeriğinde çıkar. Taraflar işe başlamış fakat fiyatın hangi koşullarda değişeceğini, teslim süresini, ayıp ve gecikmenin sonucunu veya fesih hakkını açıkça kararlaştırmamışsa, uyuşmazlık çıktığında bu boşluklar kanunun hükümleri ve tarafların davranışları üzerinden doldurulmaktadır.

    Teklif, sipariş, onay ve diğer elektronik yazışmalar tarafların ne üzerinde anlaştığının ispatında önemli rol oynar. Ancak kanunun özel bir geçerlilik şekli aradığı yerde sıradan elektronik yazışmanın bulunması, o şekil şartının yerine getirildiği anlamına gelmez.

Riskin paylaşımı

  • Sözleşmedeki cezai şart, tazminat ve sorumluluk sınırı bizi hangi durumda beklediğimizden daha büyük bir borçla karşı karşıya bırakabilir?

    Cezai şart, zarar gerçekten doğmasa bile sözleşmede kararlaştırılan şartlar gerçekleştiğinde talep edilebilir. Asıl borçla birlikte mi yoksa onun yerine mi istenebileceği cezanın hangi ihlal için kurulduğuna ve sözleşmenin metnine bağlıdır. Genel kuralda hâkim aşırı gördüğü cezayı indirebilir; ancak borçlu tacirse yalnız cezanın aşırı olduğu gerekçesiyle bu indirimi talep edemez. Buradaki sınır, cezanın borçlu tacirin iktisaden mahvına yol açacak ve ticari faaliyetini sürdürmesine imkân tanımayacak ağırlıkta olmasıdır; böyle bir durumda değerlendirme ahlaka aykırılık üzerinden yapılmaktadır.

    Sorumluluk sınırı, tarafın hangi zarara ve hangi üst sınıra kadar katlanacağını belirler. Ancak sözleşmeyle her türlü sorumluluk ortadan kaldırılamaz; borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşmalar geçerli değildir.

    Tazminat hükümlerinde doğrudan zarar, dolaylı zarar ve kâr kaybı gibi ifadeler sözleşmenin gerçek ekonomik sınırını belirler. Kâr kaybının veya belirli dolaylı zararların kapsam dışı bırakılması, ilgili hüküm geçerli olduğu ölçüde karşı tarafın bu kalemleri sözleşmeye dayanarak isteyememesi sonucunu doğurur. Bu kavramların sözleşmede tanımlanmadan kullanılması ise hangi zararın gerçekten hariç tutulduğu konusunda yeni bir uyuşmazlık yaratmaktadır.

  • Sözleşmede geniş bir gizlilik, münhasırlık veya rekabet yasağı var; bu hükümler başka kişilerle veya projelerle çalışmamızı ne ölçüde sınırlar?

    Gizlilik, münhasırlık ve rekabet yasağı aynı şeyi sınırlamaz. Gizlilik hükmü bilginin kimlerle ve hangi amaçla paylaşılabileceğini belirler; bu nedenle önce sözleşmedeki gizli bilgi tanımına bakılır. Kamuya açık bilgiler, karşı tarafın önceden bildiği veriler veya bağımsız biçimde geliştirilen bilgiler kapsam dışında bırakılmamışsa yükümlülük beklenenden geniş çalışır. Gizlilik sözleşmenin sona ermesinden sonra da devam edecek şekilde kurulabilir.

    Münhasırlık belirli bir müşteri, bölge, ürün veya kanal bakımından başka kişilerle çalışmayı sınırlar. Rekabet etmeme hükmü ise bundan daha ileri giderek belirli bir faaliyetin yapılmasını engeller. Ticari sözleşmelerde böyle bir yasağın geçerliliği tek bir sabit ölçüye bağlı değildir; yasağın konusu, coğrafi kapsamı, süresi ve korunmak istenen ticari menfaatle orantılı olup olmadığı birlikte değerlendirilmektedir.

    İş sözleşmesindeki rekabet yasağı ise ayrı bir kanuni rejime tabidir ve kendi geçerlilik ile sınırlandırma hükümlerine sahiptir. Şirketler arasındaki bir distribütörlük, yatırım veya ortaklık sözleşmesindeki rekabet yasağı ile çalışanın işten ayrıldıktan sonraki rekabet yasağı aynı kurallarla değerlendirilmez.

Sözleşme yürürken

  • Maliyetler, kur, tedarik koşulları veya işin yapılma şartları sonradan ciddi biçimde değişirse sözleşme aynen uygulanmak zorunda mıdır?

    Mücbir sebep ile aşırı ifa güçlüğü aynı durum değildir. Borçlunun sorumlu olmadığı bir olay ifayı gerçekten imkânsız hâle getiriyorsa borç sona erer; buna karşılık aşırı ifa güçlüğünde edim hâlâ mümkündür fakat sonradan ortaya çıkan olağanüstü gelişme sözleşmenin dengesini borçlu aleyhine dürüstlük kuralına aykırı ölçüde değiştirmiştir. Kanun bu durumda doğrudan borcu sona erdirmek yerine önce sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını, bu mümkün değilse dönme veya sürekli edimli sözleşmelerde fesih imkânını öngörmektedir.

    Uyarlama için kanun, gelişmenin sözleşme kurulurken öngörülmemiş ve öngörülmesinin de beklenmemiş olmasını, borçludan kaynaklanmamasını ve mevcut dengeyi ağır biçimde bozmasını aramaktadır. Borcun henüz ifa edilmemiş olması gerekir; borçlu, aşırı ifa güçlüğünden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmişse uyarlama imkânı korunabilir.

    Ticari sözleşmelerde tarafların mücbir sebep maddesi çoğu zaman kanundaki genel rejimden daha somut sonuç doğurmaktadır. Hangi olayların mücbir sebep sayıldığı, olayın yalnız süreyi mi uzattığı yoksa belirli bir süre devam ederse fesih hakkı mı verdiği, bildirim yükümlülüğü ve maliyetin hangi tarafta kaldığı sözleşmede ayrıca kararlaştırılabilir. Kur, tedarik krizi veya maliyet artışının sonucu bu nedenle yalnız olayın ağırlığından değil, tarafların bu riski sözleşmede kime bıraktığından da çıkmaktadır.

  • Sözleşme imzalandıktan sonra işin kapsamı, bedeli veya teslim koşulları değişti; e-posta, toplantı tutanağı veya sözlü mutabakat sözleşmeyi değiştirmiş sayılır mı?

    Taraflar sözleşmeyi karşılıklı iradeleriyle değiştirebilir; ancak sözleşmenin kendisi değişikliklerin belirli bir şekilde yapılmasını şart koşmuşsa, yalnız sözlü mutabakatın veya sıradan bir e-posta zincirinin yeterli olup olmadığı bu şekil kaydına göre değerlendirilir. Kanunen şekle tabi olmayan bir sözleşmede tarafların kendi iradeleriyle kararlaştırdığı şekle uyulmaması, kural olarak değişikliğin bağlayıcılığını engeller.

    Bununla birlikte uzun süren ticari ilişkilerde sözleşme ile fiilî uygulama birbirinden ayrılır. İş sahasında verilen talimatın uygulanması, revize işin teslim alınması veya değişen bedelin uzun süre ödenmesi, tarafların sonraki ortak iradesinin ne olduğu tartışmasını doğurur. Tarafların davranışlarıyla daha önce koydukları iradi şekil şartından vazgeçmiş sayılıp sayılamayacağı somut ilişkinin özelliklerine göre değerlendirilir; buna karşılık kanunun zorunlu tuttuğu geçerlilik şekli tarafların fiilî uygulamasıyla ortadan kaldırılamaz.

    Ek protokol, değişen hükmü ve yürürlük tarihini açıkça sözleşmenin parçası hâline getirir. E-posta, toplantı tutanağı veya saha talimatında ise hem değişikliğin kararlaştırılıp kararlaştırılmadığı hem de kapsamı tartışmaya açık kalır; işin yapılıp yapılmadığı sorusu ile hangi bedelle yapılmasının kabul edildiği sorusu aynı şey değildir.

İhlal ve uyuşmazlık

  • Karşı taraf yükümlülüklerini yerine getirmiyor; sözleşmeyi hemen sona erdirebilir miyiz, yanlış fesih yaparsak ne olur?

    Karşı tarafın sözleşmeye aykırı davranması her durumda sözleşmeyi hemen sona erdirme hakkı vermez. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde temerrüt hâlinde kural olarak borçluya ifa için uygun bir süre verilir; bu süre sonuçsuz kalırsa alacaklı aynen ifa, tazminat veya sözleşmeden dönme gibi seçimlik haklarını kullanabilir. Süre vermenin sonuçsuz kalacağı, ifanın artık alacaklı için yarar taşımadığı veya edimin belirli zamanda yerine getirilmesinin sözleşmenin esasını oluşturduğu durumlarda ek süre gerekmez. Sürekli edimli sözleşmelerde fesih ileriye etkili sonuç doğururken, ani edimli ilişkilerde dönme daha önceki edimlerin iadesini de gündeme getirir.

    Sözleşme kanundaki rejimden farklı veya daha ayrıntılı bir fesih mekanizması kurabilir. Belirli ihlallerin fesih sebebi sayılması, önce ihtar gönderilmesi, ihlalin giderilmesi için süre tanınması veya bildirimin belirli bir adrese ve şekilde yapılması kararlaştırılmışsa fesih hakkı bu düzene göre kullanılır. İhtarın hangi ihlale dayandığını ve karşı taraftan ne beklendiğini göstermesi, sonradan feshin dayanağının ispatı bakımından önem taşımaktadır.

    Fesih hakkı henüz doğmadan veya sözleşmenin öngördüğü usule uyulmadan ilişkinin sona erdirilmesi, fesheden tarafı sözleşmeye aykırı duruma düşürür. Bu durumda karşı taraf kalan edimler, yapılan harcamalar, mahrum kalınan kazanç veya sözleşmede ayrıca düzenlenmiş başka zarar kalemleri bakımından talepte bulunabilir. Feshin ekonomik sonucu yalnız sözleşmeden çıkmak değil, çıkışın hangi tarafa ihlal yüklediğiyle belirlenir.

  • Sözleşmede yabancı hukuk, yabancı mahkeme veya tahkim şartı var; uyuşmazlık çıktığında bu seçim bizim için neyi değiştirir?

    Uygulanacak hukuk, yetkili mahkeme ve tahkim üç ayrı seçimdir. Yabancı hukuk seçimi uyuşmazlığın hangi maddi hukuk kurallarına göre çözüleceğini belirler; yabancı mahkeme seçimi davanın hangi devletin mahkemesinde görüleceğine ilişkindir; tahkim ise uyuşmazlığı devlet mahkemesi yerine hakem veya hakem kurulunun çözmesini öngörür. Sözleşmede bir ülkenin hukukunun uygulanacağının yazması, tek başına o ülkenin mahkemelerinin yetkili olduğu veya uyuşmazlığın tahkimde görüleceği anlamına gelmez. Yabancılık unsuru taşıyan sözleşmelerde hukuk seçimi kural olarak mümkündür; ancak Türk hukukunun doğrudan uygulanan hükümleri ve kamu düzeni sınırı seçilen hukuka rağmen devreye girebilir.

    Geçerli bir tahkim şartının kapsadığı uyuşmazlık devlet mahkemesine götürülürse karşı taraf tahkim itirazında bulunabilir; itiraz kabul edildiğinde mahkeme davayı usulden reddeder. Tahkim şartının hangi uyuşmazlıkları kapsadığının açık yazılmaması ise sözleşmenin kendisinden önce yetki tartışması doğurmaktadır.

    Asıl fark kararın icra edilmesi aşamasında ortaya çıkar. Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye'de tenfizinde, diğer şartların yanında ilgili ülkeyle karşılıklılık bulunması da aranır. Yabancı hakem kararları ise Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası sözleşme çerçevesinde tanınıp tenfiz edildiğinden bu şarta bağlı değildir. Uyuşmazlık çözümü hükmü bu nedenle yalnız nerede dava açılacağını değil, kazanılan kararın hangi ülkelerde paraya çevrilebileceğini de belirlemektedir.

Bu sayfa genel bilgilendirme amaçlıdır; somut bir olaya ilişkin hukuki görüş değildir. Son güncelleme: Eylül 2026.

İletişim