Ana Sayfa/Çalışma Alanları/Şirketler ve Ticaret Hukuku
02 / 07

Şirketler ve Ticaret Hukuku

Şirketler ve ticaret hukuku, şirketlerin kuruluşunu, ortaklık yapısını, organlarını ve birleşme, bölünme, devir gibi yapısal işlemlerini düzenlemektedir. Şirket kuruluşları, pay ve şirket devirleri, birleşme ve bölünmeler, yatırım işlemleri, ortaklık uyuşmazlıkları ve şirket organlarının işleyişine ilişkin süreçlerde çalışmaktayız.

Kapsam
Bilgi Bankası

Kuruluş ve sermaye yapısı

  • Yeni bir şirket kuruyoruz; anonim şirket mi limited şirket mi bizim için daha uygun olur?

    Anonim ve limited şirket arasındaki seçim yalnız kuruluş maliyeti veya sermaye tutarı üzerinden yapılmamalıdır. Ortak sayısının ve yatırımcı yapısının zaman içinde değişip değişmeyeceği, ileride pay devri veya yatırım alınmasının planlanıp planlanmadığı, yönetim modeli ve şirketin ileriye dönük projeksiyonu birlikte değerlendirilmelidir. Limited şirkette pay devri noter onaylı bir sözleşmeyle ve kural olarak genel kurulun onayıyla yapılırken, anonim şirkette payların devri kural olarak serbesttir.

    Kamu borçları bakımından fark daha belirgindir. Limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen ya da tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacaklarından sermaye payları oranında şahsen sorumludur. Anonim şirket pay sahipleri yalnız pay sahibi sıfatıyla aynı sorumluluğu taşımaz. Buna karşılık şirketin kanuni temsilcisi olan yönetim kurulu üyeleri veya temsil yetkisi kendilerine bırakılan kişiler, kanuni temsilci sıfatıyla kamu borçları nedeniyle şahsen takip edilebilir.

    Bu nedenle iki şirket türü arasındaki tercih, hangisinin kurulmasının daha kolay olduğu sorusundan ibaret değildir. Bugün birkaç ortakla kurulan bir şirketin ileride yatırım alması, paylarının satılması veya yönetim yapısının değişmesi düşünülüyorsa, başlangıçtaki şirket türü bu işlemlerin usulünü doğrudan etkilemektedir.

  • Şirketimizin sermayesini artırmak veya azaltmak istiyoruz; ortaklık oranları ve mevcut ortakların hakları nasıl etkilenir?

    Sermaye artırıldığında mevcut ortakların temel koruma araçlarından biri rüçhan hakkıdır. Her ortak, yeni çıkarılan payları mevcut payının sermayeye oranına göre öncelikle alma hakkına sahiptir. Bu hak ancak haklı bir sebep bulunması hâlinde sınırlandırılabilir veya kaldırılabilir. Ortak rüçhan hakkını kullanmazsa veya hakkı hukuka uygun biçimde sınırlandırılırsa, yeni payların başka kişiler tarafından alınması mevcut ortağın şirketteki pay oranını düşürmektedir.

    Sermaye azaltımında ise yalnız ortaklık oranları değil, şirket alacaklılarının korunması da devreye girmektedir. Kural olarak alacaklılara çağrı yapılır ve süresinde bildirilen alacakların ödenmesi veya güvence altına alınması gerekir. Azaltım yalnız bilançodaki bir zararı kapatmak amacıyla ve bu zarar ölçüsünde yapılıyorsa Kanun alacaklılara çağrı bakımından istisna tanımaktadır.

  • Yabancı bir yatırımcı şirketimize ortak olacak veya şirketimizi devralacak; işlemde hangi izin ve sınırlamalarla karşılaşabiliriz?

    Türkiye'de yabancı yatırımcılar bakımından genel kural yerli yatırımcılarla eşit muameledir. Yabancı bir yatırımcının Türk şirketi kurması veya mevcut bir şirkete ortak olması için yalnız yabancı olması nedeniyle genel bir ön izin sistemi bulunmamaktadır; doğrudan yabancı yatırımlar mevzuatı bu sistemi esas olarak bildirim esasına çevirmiştir. Yabancı sermayeli şirketlerin sermaye ve pay değişikliklerine ilişkin bilgiler işlem sonrasında E-TUYS üzerinden bildirilmektedir.

    Ancak şirketin faaliyet gösterdiği sektör ayrıca kontrol edilmelidir. Özel kanunlar yabancı pay oranı, yönetim veya kontrol bakımından sınırlama getirebilir. Medya hizmet sağlayıcı kuruluşlarda doğrudan toplam yabancı sermaye payı ödenmiş sermayenin yarısını geçemez ve yabancı bir kişi en fazla iki kuruluşa doğrudan ortak olabilir. Ticari hava taşımacılığında ise çoğunluk paylarının, oy hakkı çoğunluğunun ve kontrolün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan paydaşlarda bulunması aranmaktadır.

    Bu nedenle yabancı yatırımcı açısından iki ayrı mesele vardır: şirketler hukuku bakımından pay ediniminin yapılabilmesi ve şirketin faaliyet gösterdiği sektörün bu ortaklık yapısına izin vermesi. Genel yabancı yatırım rejiminde izin gerekmemesi, sektörel düzenlemelerin ayrıca uygulanmayacağı anlamına gelmez.

Ortaklar arası ilişkiler ve uyuşmazlıklar

  • Şirketimizde azınlık ortağıyız; çoğunluk kararlarına karşı hangi haklarımız var?

    Anonim şirketlerde azlık, kural olarak sermayenin en az yüzde onunu, halka açık anonim şirketlerde ise yüzde beşini temsil eden pay sahiplerini ifade etmektedir. Bu pay sahipleri yönetim kurulundan genel kurulu toplantıya çağırmasını veya gündeme madde eklenmesini isteyebilir. Genel kurul özel denetim talebini reddederse mahkemeden özel denetçi atanmasını talep edebilir ve haklı sebepler varsa şirketin feshini dava edebilir. Limited şirketlerde de genel kurulun çağrılmasına ve özel denetime ilişkin hükümler kıyasen uygulanmaktadır.

    Genel kurul kararına karşı iptal davası ise yalnız azlık pay sahiplerine tanınmış bir hak değildir. Kanunda sayılan şartları taşıyan bir pay sahibi, çoğunluğun aldığı karar kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırıysa iptal davası açabilir. Bu nedenle bir ortağın yüzde on veya yüzde beş eşiğine ulaşmaması, hukuka aykırı bir genel kurul kararına karşı hiçbir hakkının bulunmadığı anlamına gelmez.

    Haklı sebeple fesih bakımından şirket türü de önemlidir. Anonim şirkette bu dava azlığa tanınmış bir hakken, limited şirkette haklı sebebin varlığı hâlinde her ortak fesih talebinde bulunabilir. Mahkeme her iki yapıda da şirketi sona erdirmek dışında ortaklık ilişkisindeki uyuşmazlığı çözecek başka sonuçlara karar verebilir.

  • Şirket ortağımız paylarını devretmek istiyor; diğer ortakların devri engelleme veya öncelikli olarak satın alma hakkı var mı?

    Limited şirkette pay devri serbest bir işlem değildir. Devir sözleşmesi yazılı yapılır ve tarafların imzaları noter tarafından onaylanır; şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse devir genel kurulun onayıyla geçerli hâle gelir. Şirket sözleşmesi devri daha sıkı şartlara bağlayabilir, hatta yasaklayabilir. Devir tamamlandıktan sonra pay geçişi ticaret siciline tescil edilir.

    Anonim şirkette ise temel kural payın devredilebilir olmasıdır. Bununla birlikte nama yazılı payların devri esas sözleşmeyle şirketin onayına bağlanabilir; şirketler hukukunda bu sınırlama bağlam olarak adlandırılmaktadır. Özellikle borsaya kote olmayan nama yazılı paylarda şirket, Kanunda öngörülen şartlar içinde devre onay vermeyebilir. Dolayısıyla diğer ortakların şirkete yeni bir ortağın girmesini kontrol etmek istemesi hâlinde yalnız ortaklar arasında yapılan bir sözleşmeye değil, esas sözleşmedeki pay devir düzenine de bakmak gerekir.

    Bunun yanında ortaklar sözleşmesinde önalım hakkı, birlikte satma hakkı veya belirli devirlerde diğer ortakların onayının aranması gibi hükümler kurulabilir. Ancak ortaklar sözleşmesindeki bir sınırlama ile esas sözleşmedeki bağlam aynı hukuki sonucu doğurmaz; birincisi esas olarak sözleşmenin tarafları arasındaki borç ilişkisini, ikincisi ise pay devrinin şirket karşısındaki durumunu düzenlemektedir.

  • Ortağımızla ciddi bir anlaşmazlık yaşıyoruz; şirketten ayrılmak, ortağı çıkarmak veya ortaklığı sona erdirmek mümkün mü?

    Limited şirkette ortaklık ilişkisinin sona erdirilmesi için Kanun doğrudan çıkma ve çıkarılma yolları öngörmektedir. Şirket sözleşmesi ortağa belirli şartlarda çıkma hakkı tanıyabilir; ayrıca haklı sebebi bulunan ortak mahkemeden şirketten çıkmasına karar verilmesini isteyebilir. Bir ortağın çıkarılması ise şirket sözleşmesinde öngörülen sebeplere dayanabileceği gibi, haklı sebebin varlığı hâlinde şirket tarafından açılacak çıkarma davasıyla da gerçekleşebilir.

    Anonim şirkette limited şirketteki gibi genel bir ortağı çıkarma mekanizması bulunmamaktadır. Pay devri temel çıkış yolu olmakla birlikte, azlık pay sahipleri haklı sebeplerin varlığı hâlinde şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme şirketi feshetmek zorunda değildir; davacı pay sahiplerinin paylarının karar tarihine en yakın gerçek değerinin ödenmesine ve bu pay sahiplerinin şirketten çıkarılmasına da karar verebilir.

    Limited şirkette haklı sebeple fesih davasında da benzer bir imkân vardır. Mahkeme şirketin sona ermesine karar vermek yerine davacı ortağın payının gerçek değerinin ödenmesine ve ortaklıktan çıkarılmasına veya uyuşmazlığa uygun başka bir çözüme hükmedebilir. Bu nedenle ortaklar arasındaki ağır bir uyuşmazlığın hukuki sonucu her zaman şirketin tasfiyesi değildir.

Yönetim, genel kurul ve karar alma

  • Şirketimizin genel kurulu süresinde yapılmadı veya karar alınamadı; bunun şirket ve alınacak kararlar bakımından sonucu ne olur?

    Anonim şirketlerde olağan genel kurul, her faaliyet döneminin sonundan itibaren üç ay içinde yapılmaktadır. Finansal tabloların görüşülmesi, yönetim kurulunun ibrası, kârın kullanımına ve dağıtımına karar verilmesi ile süresi dolan organların seçimi olağan genel kurulun temel gündemidir. Toplantının yapılmaması şirketi kendiliğinden sona erdirmez; ancak bu kararların alınamaması şirket yönetimini ve ortaklık ilişkilerini doğrudan etkilemektedir.

    Genel kurulu toplantıya çağırma görevi kural olarak yönetim kurulundadır. Yönetim kurulunun bulunmaması veya devamlı şekilde toplanamaması hâlinde tek bir pay sahibi mahkeme izniyle çağrı yapabilir. Azlık tarafından yapılan çağrı talebi yönetim kurulunca karşılanmazsa, azlık pay sahipleri de asliye ticaret mahkemesinden genel kurulun toplantıya çağrılmasını isteyebilir. Yönetim kurulunun çağrı görevini yerine getirmemesi, şartları oluştuğunda yöneticilerin sorumluluğunu da gündeme getirebilir.

    Genel kurulun uzun süre toplanamaması veya şirket organlarının bu nedenle işlevsiz hâle gelmesi daha ağır bir sonuç doğurabilir. Sürekli kilitlenme ve ortaklık ilişkisinin sürdürülememesi, somut olayın diğer koşullarıyla birlikte şirketin haklı sebeple feshi değerlendirmesine girmektedir.

  • Yönetim kurulu veya şirket müdürleri şirketi zarara uğratan bir karar aldı; yöneticilerin sorumluluğuna hangi hâllerde gidilebilir?

    Yönetim kurulu üyeleri ve yöneticiler, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ederek zarara sebep olduklarında sorumlu tutulabilir. Ölçü, görevlerin tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirilmesi ve şirket menfaatlerinin dürüstlük kurallarına uygun biçimde gözetilmesidir. Bir ticari kararın sonradan zarar doğurmuş olması tek başına sorumluluk için yeterli değildir; yükümlülük ihlali, kusur, zarar ve bunlar arasındaki bağ birlikte değerlendirilmektedir.

    Görev ve yetkilerin kanuna uygun biçimde devredilmiş olması sorumluluğun dağılımını değiştirir. Görevi devreden organ veya kişi, devralanı seçerken gerekli özeni göstermişse kural olarak onun fiil ve kararlarından sorumlu olmaz. Genel kurulun ibra kararı da sınırsız bir koruma sağlamaz: yalnız ibranın kapsadığı ve genel kurulun bilgisine sunulmuş maddi olaylar bakımından sonuç doğurur; şirkete ve ibra kararına olumlu oy veren pay sahiplerine karşı dava hakkını ortadan kaldırırken diğer pay sahiplerinin dava hakkı altı ay sonra düşer.

    Zararın kime ait olduğu da dava hakkını değiştirir. Yönetim kurulu işlemi doğrudan pay sahibinin kişisel hakkını ihlal etmişse pay sahibi kendi zararını isteyebilir. Zarar esasen şirkete aitse ve pay sahibi bunun sonucunda dolaylı zarar görmüşse, pay sahibi dava açabilse de tazminatın şirkete ödenmesini talep etmektedir.

  • Şirketimizin önemli bir malvarlığını veya faaliyetinin büyük bölümünü satmak istiyoruz; yönetim kurulu kararı yeterli olur mu?

    Anonim şirkette önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı yönetim kurulunun tek başına karar verebileceği bir işlem değildir. Türk Ticaret Kanunu bu kararı genel kurulun devredilemez görev ve yetkileri arasında saymaktadır. Dolayısıyla yönetim kurulunun satışa karar vermiş veya sözleşmeyi imzalamış olması, gerekli genel kurul kararının yerini tutmaz.

    Buradaki güçlük, Kanunun önemli miktar için sabit bir oran vermemesidir. Satılan malvarlığının şirketin toplam varlıkları, faaliyeti, gelir üretme kapasitesi ve işletmenin devamı içindeki yeri birlikte değerlendirilir. Tek bir taşınmaz veya tesis dahi şirket faaliyetinin esasını oluşturuyorsa işlem bu kapsama girebilir.

    Kural 2026 yılında Anayasa Mahkemesinin önüne de gelmiş ve iptal talebi reddedilmiştir. Genel kurul kararı alınmadan gerçekleştirilen önemli miktardaki toptan satış bu nedenle yalnız şirket içi bir yetki tartışması değildir; yapılan satış işleminin hukuki geçerliliğini de etkilemektedir.

Şirket devralmaları ve hukuki inceleme

  • Bir şirketi veya şirket paylarını satın almadan önce hukuki incelemede hangi risklere bakmamız gerekir?

    Hukuki incelemede amaç yalnız şirketin belgelerini kontrol etmek değildir. Şirketin ortaklık ve yönetim yapısı, önemli sözleşmeleri, borç ve teminatları, izin ve ruhsatları, çalışanlarıyla ilgili yükümlülükleri, devam eden davaları, taşınmazları ve varsa sektörel yükümlülükleri incelenerek satın alma sonrasında alıcının üzerinde kalabilecek riskler belirlenmektedir.

    Asıl sonuç, bulunan riskin satın alma işlemine nasıl yansıtılacağıdır. Bir yükümlülük satış bedelinden indirim sebebi olabilir; kapanıştan önce giderilmesi şart koşulabilir veya risk satıcı üzerinde bırakılarak özel bir tazmin yükümlülüğüne bağlanabilir. Bazı bulgular ise işlemin yapısının değiştirilmesine veya satın almadan tamamen vazgeçilmesine kadar gitmektedir.

    Bu nedenle hukuki inceleme, satın alma sözleşmesinden ayrı bir kontrol listesi değildir. İncelemede bulunan hususlar fiyatı, kapanış koşullarını, satıcının beyanlarını ve işlem sonrasındaki sorumluluk dağılımını doğrudan şekillendirmektedir.

  • Bir şirketin paylarını satın alırken satıcının beyan ve taahhütleri, tazmin sorumluluğu ve satış bedelinin sonradan düzeltilmesi nasıl düzenlenir?

    Pay alım sözleşmesinde satıcının beyan ve tekeffülleri, alıcının şirket hakkında hangi hukuki ve mali duruma güvenerek payları satın aldığını belirlemektedir. Payların mülkiyeti, şirketin borçları, vergi ve çalışan yükümlülükleri, önemli sözleşmeler, davalar, ruhsatlar ve verilen bilgilerin doğruluğu bu beyanların konusu olabilir. Bilgi ifşa mektubu ise satıcının belirli olayları önceden açıklayarak ilgili beyanın kapsamını daraltmasına yaramaktadır; açıkça ifşa edilen bir husus bakımından sonradan beyanın yanlış olduğu iddiasının ileri sürülmesi sözleşmedeki düzenlemeye göre sınırlanabilir.

    Bir beyanın yanlış çıkmasının sonucu ayrıca kurulmaktadır. Tazmin yükümlülüğünün hangi zararları kapsadığı, satıcının toplam sorumluluğunun üst sınırı, tek tek talepler için asgari eşik, taleplerin birikmesine ilişkin eşik ve sorumluluğun devam edeceği süre sözleşmede birbirinden ayrı düzenlenebilir. Bilinen ve özel olarak tanımlanmış bir risk ise genel beyan rejimine bırakılmak yerine ayrı bir tazmin taahhüdüne konu olabilir.

    Satış bedeli de her zaman imza tarihinde kesinleşmez. Kapanış hesaplarına göre borç, nakit veya işletme sermayesi üzerinden fiyat düzeltmesi yapılabilir; bazı işlemlerde şirketin işlem sonrasındaki performansına bağlı ek satış bedeli öngörülmektedir. Böylece şirket için ödenen nihai bedel, tarafların sözleşmede belirlediği mali sonuçlara göre kapanışta veya sonrasında değişebilir.

  • Pay devrimiz Rekabet Kurulu iznine tabi mi; izin alınmadan kapanış yapılırsa ne olur?

    Her pay satışı Rekabet Kurulu iznine tabi değildir. Önce işlemin şirket üzerinde kalıcı bir kontrol değişikliği doğurup doğurmadığına, ardından tarafların cirolarına bakılmaktadır. 2026 yılında güncellenen genel eşiklere göre işlem taraflarının Türkiye ciroları toplamı 3 milyar TL'yi ve taraflardan en az ikisinin Türkiye ciroları ayrı ayrı 1 milyar TL'yi aşıyorsa; veya devralmada hedef şirketin ya da faaliyetin Türkiye cirosu 1 milyar TL'yi ve diğer taraflardan en az birinin dünya cirosu 9 milyar TL'yi aşıyorsa işlem kural olarak Kurul iznine tabidir. Hedefin teknoloji teşebbüsü olduğu işlemlerde bu 1 milyar TL'lik eşik 250 milyon TL olarak uygulanmaktadır.

    İzne tabi bir işlemde imza ile kapanış birbirinden ayrılır. Taraflar satın alma sözleşmesini imzalayabilir; ancak Rekabet Kurulu izni alınmadan kontrolün devri tamamlanamaz. İzin alınmadan gerçekleştirilen işlem, Kurul kararı verilene kadar hukuki geçerlilik kazanmaz ve devralan bakımından yıllık gayrisafi gelirin binde biri oranında idari para cezası riski doğurmaktadır.

    Kapanışın şeklen yapılmamış olması da tek başına yeterli değildir. Alıcının izin öncesinde şirketin yönetimini veya stratejik ticari kararlarını fiilen kontrol etmeye başlaması, işlemin erken gerçekleştirilmesi olarak değerlendirilmektedir.

Birleşme ve bölünme süreçleri

  • Şirketimizi başka bir şirketle birleştirmek veya şirketimizi devretmek istiyoruz; bu işlemler hangi yollarla yapılabilir?

    Bir şirketin el değiştirmesi pay devri, malvarlığı devri ya da birleşme yoluyla gerçekleştirilebilir; ancak bu yolların şirket üzerinde doğurduğu sonuçlar aynı değildir. Pay devrinde şirket tüzel kişiliğini, malvarlığını, borçlarını ve sözleşmelerini korur; değişen şirketin ortaklık yapısıdır. Seçilmiş malvarlığı devrinde ise devredilecek varlıklar belirlenerek ayrı ayrı aktarılır ve şirketin diğer varlık ve borçları işlemin dışında kalabilir. Bir işletmenin aktif ve pasifiyle birlikte devralınması hâlinde ise devralan, durumu alacaklılara bildirdiği veya ilan ettiği tarihten itibaren işletmenin borçlarından sorumlu olmakta; devreden de iki yıl süreyle onunla birlikte sorumlu kalmaktadır.

    Birleşmede devrolunan şirket tasfiye edilmeksizin sona erer. Tescille birlikte bütün aktif ve pasifi kendiliğinden devralan şirkete geçer ve devrolunan şirketin ortakları, birleşme sözleşmesinde kurulan yapı çerçevesinde devralan şirketin ortağı olur. Birleşme bu yönüyle, tek tek varlıkların devrinden ayrılan yapısal bir işlemdir.

    Belirli ortaklık yapılarında Kanun, daha az işlem ve belgeyle yürüyen kolaylaştırılmış birleşme usulüne izin vermektedir. Hangi yolun seçildiği, şirketler hukuku sonuçlarının yanında işlemin vergilendirilme biçimini de değiştirmektedir.

  • Şirketimizi bölmek istiyoruz; tam bölünme ile kısmi bölünme arasındaki fark nedir ve hangi durumda hangisi tercih edilir?

    Tam bölünmede şirketin bütün malvarlığı bölümlere ayrılarak bir veya birden fazla şirkete geçer. Bölünen şirket sona erer ve ortakları devralan şirketlerde pay sahibi olur. Kısmi bölünmede ise şirket varlığını sürdürür; yalnız belirlenen malvarlığı bölümü ayrılarak başka bir şirkete devredilir.

    Kısmi bölünmede devralan şirketten alınan payların kime verileceği de yapıyı değiştirmektedir. Bu paylar bölünen şirketin üzerinde kalabilir veya doğrudan onun ortaklarına verilebilir. İlk durumda şirket yeni bir iştirake sahip olurken, ikinci durumda ayrılan malvarlığının karşılığı doğrudan mevcut ortakların eline geçmektedir.

    Ticaret hukuku bakımından bölünebilir görünen her malvarlığı ayrıştırması, vergi bakımından aynı rejimden yararlanmaz. Vergi mevzuatındaki kısmi bölünme rejimi bugün en az iki tam yıl süreyle elde tutulan iştirak hisseleri ile üretim ve hizmet işletmeleriyle sınırlıdır; taşınmazlar 2024 yılından itibaren bu kapsamın dışında bırakılmıştır. Üretim veya hizmet işletmelerinde ayrıca işletme bütünlüğünün korunması aranmaktadır. Bu nedenle tam veya kısmi bölünme tercihi yalnız hangi varlığın ayrılacağına değil, ayrıştırmanın vergi mevzuatı içinde kurulup kurulamayacağına da bağlıdır.

  • Birleşme veya bölünme yaptığımızda şirketin borçları, alacaklıları, çalışanları ve mevcut sözleşmeleri ne olur?

    Birleşmede devrolunan şirketin borçları geride kalmaz; tescille birlikte bütün aktif ve pasif devralan şirkete geçer. Alacaklılar da kanunda öngörülen şartlarla alacaklarının teminat altına alınmasını isteyebilmektedir. Bölünmede ise borçların hangi şirkete tahsis edildiği bölünme planında veya sözleşmesinde gösterilir; ancak bu dağılım diğer şirketleri her durumda tamamen sorumluluk dışına çıkarmaz. Borcun tahsis edildiği şirket birinci derecede sorumludur; borcun burada karşılanamaması ve Kanundaki şartların gerçekleşmesi hâlinde bölünmeye katılan diğer şirketler ikinci derecede müteselsilen sorumlu olur.

    İş sözleşmeleri de şirketler arasındaki işlemden bağımsız kalmaz. Birleşme ve bölünmede işçi itiraz etmediği takdirde iş ilişkisi bütün hak ve borçlarıyla devralan şirkete geçer. İşçinin devre itiraz hakkı bulunmaktadır; devirden önce doğmuş işçilik alacakları bakımından eski işveren ile devralan arasındaki müteselsil sorumluluk devam etmektedir.

    Mevcut sözleşmelerde ise kontrol değişikliği, birleşme veya devir hâlinde karşı tarafa fesih, onay ya da yeniden müzakere hakkı veren hükümler bulunabilir. Ruhsat, lisans ve diğer idari izinlerde de şirketler hukukundaki külli halefiyetin tek başına yeterli olduğu varsayılamaz; ilgili sektörel mevzuatın devir, bildirim veya izin rejimi ayrıca uygulanmaktadır.

Bu sayfa genel bilgilendirme amaçlıdır; somut bir olaya ilişkin hukuki görüş değildir. Son güncelleme: Eylül 2026.

İletişim